Ege’nin Sebze ve Meyveleri: Bir Yaz Gününün Hikayesi
Bazen, hayatın karmaşasında kaybolduğumda, Kayseri’nin kasvetli havasında birkaç gün geçirmek yetiyor. Ama bir şey var ki, Ege’nin sıcağına her zaman bir özlem duyuyorum. Gerçekten. O yeşil tarlalar, masmavi deniz, ve bir de meyve ve sebzelerin kokusu… Beni her zaman başka bir dünyaya taşıyor. Ege’nin mutfağını hissetmek, her bir meyvenin, sebzenin toprağında büyüdüğünü görmek, bana hayatın ne kadar sade ama bir o kadar da güzel olduğunu hatırlatıyor. Ama o yaz, her şeyden önce bir hayal kırıklığıydı.
Bir Yaz Sabahı
Sahilde yürüyordum. O kadar sıcak ki, sırtımdan ter damlaya damlaya köyün içine doğru yürüdüm. Üzerimde hiç fazla düşünmediğim ama bir şekilde hep beni rahatlatan yazlık elbisem vardı. Hava o kadar yoğun, o kadar sıcak ki, günün sabah saatlerinde bile toprak kokusu burnuma geliyordu. O esnada bir çiftçi yaşlıca bir kadına domates satıyordu. Kırmızı kırmızı, mis gibi kokuyorlar. O domatesin rengindeki kırmızılık, içimde bir sıcaklık uyandırdı.
Bir süre onları izledim, ne yapacaklarını merak ederek. Kadın elini cebine soktu, cebinden 5 lira çıkarıp, çiftçiye uzattı.
“Bunlar ne kadar tatlı, vallahi Kayseri’de bulmamız zor,” dedim içimden. Sonra fark ettim, o domatesin güzelliğini, kokusunu, meyvesinin sıcağını içimde hissettiğimi. Sonra yine bir hayal kırıklığı… Kayseri’ye dönünce, domatesin hiçbiri o kadar lezzetli olmayacak.
Ama işte, Ege’de büyüyen o domates, toprağın özüdür. Zeytin ağaçlarının arasındaki misket gibi yeşil taneler, o taze biberler, patlıcanlar, ve tabii ki incirler… Ege’nin bereketi her zaman daha fazlasını vaat ederdi.
Bütün Bunlar Nerede?
Bir gün, biraz kararsız bir şekilde Ege’ye geldim. Kayseri’deki gri ve soğuk havadan sonra, bir adım atar atmaz güneşin beni ısıttığını hissettim. İlk gittiğimiz yer, köyün taze sebzeler satan pazarıydı. Kıpkırmızı biberler, akşam güneşinin ışığında parlıyordu. Patlıcanlar, hiç olmadığı kadar büyük, etli ve dolgun. Bütün pazarda Ege’ye özgü her şey vardı: Taze fasulyeler, enginarlar, zeytinler, domatesler… O kadar doğal, o kadar mis gibi kokuyordu ki, bir an için her şeyin güzel olduğunu düşündüm.
Ama o gün, içimde bir eksiklik vardı. Kendime bu soruyu sordum: Bunları gerçekten hak ediyor muyum? O kadar uzağa gitmeme rağmen, bir eksiklik vardı. Bir kayıp duygusu vardı. Neden? Neden her şey olduğu gibi güzelken, ben içimde bir boşluk hissediyordum? Güneşin altındaki toprak kokusu bana biraz da hüzün verdi. Hani bazen bir şeyleri kaybettiğinde, en güzel anlar bile seni üzüntüye sürükler ya… İşte öyle bir şeydi bu.
Bir Yudum Ege, Bir Yudum Umut
Zeytinlerin taze taze satıldığı tezgâha yöneldim. Mavi serinlikte, zeytinlerin yeşil tonları o kadar taze ki, insanın içinde kaybolası geliyor. Fakat bir bakışla, başka bir dünyaya gidemedim. “İncir almak ister misiniz?” diye sordu tezgâhtaki adam. O anda gerçekten ne yapacağımı bilemedim. Ege’nin meyveleri bana hiç bu kadar zor görünmemişti. Bir türlü seçim yapamıyordum. “Belki de her şeyin istediğim gibi olmayacağına alışmalıyım,” dedim kendi kendime. Bir yudum su içtim, derin bir nefes aldım, ve o anda, hayatımın ne kadar kısa olduğunu fark ettim. İncir almakla, patlıcan almanın hiçbir farkı yoktu. İkisi de Ege’nin toprağından geliyordu. İkisi de bana ait.
Zeytinleri ve incirleri alırken, biraz da dikkatlice bakarak o anı hatırlayacağımı düşündüm.
Ege’nin Gücü
Ege’nin bereketi sadece taze sebzelerde değil, onlara hayat veren toprakta da gizli. Bu toprakta büyüyen her şey gibi ben de bir şekilde özlüyorum. Belki de bu sebzelerin ve meyvelerin arkasında sakladıkları bir güç var. Ege’de yaşamanın, doğanın içinde olmanın verdiği bir huzur var ama bazen o huzuru da anlamıyoruz. O huzur, öyle içten içe bir boşluk bırakıyor ki, bazen bilemiyoruz. Ama yine de her meyve, her sebze bir umut taşıyor. Çünkü Ege’de her şey zamanla güzelleşir.
İşte bu yüzden, o domatesin renginden, o patlıcanın büyüklüğünden, zeytinin kokusundan içimde hep bir umut doğuyor. Huzurun ve mutluluğun kaynağının Ege’de olduğunu her zaman hatırlayacağım.
Sonuç
Beni Ege’ye bağlayan şey, sadece o sebzeler ve meyveler değil, aynı zamanda toprağın verdiği huzurdu. Her şeyi kaybetmiş gibi hissedip, sonra yeniden doğan bir umut vardı. Bazen insan, dışarıda ne kadar huzurlu ve renkli bir dünya olduğunu unutabiliyor. Ama işte Ege’nin toprakları, o topraklardan çıkan sebzeler, meyveler hep bize hatırlatıyor: Her şeyin bir zamanı var. Kısa vadeli hayal kırıklıkları, zamanla yerini en güzel umutlara bırakır.