İçeriğe geç

İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’ni kaç ülke imzaladı ?

İzmir’de Günlük Hayat, Kahve ve “İnsan Hakları Kavramı Nasıl ve Ne Zaman Ortaya Çıkmıştır?” Sorusuna Yanlışlıkla Giren Bir Genç

Önerdiğimiz İçerik: İnsan hakları evrensel bildirgesinin 1. maddesi nedir ?

İzmir’de yaşamak biraz şöyle bir şey: Sabah uyanırsın, “bugün daha düzenli olacağım” dersin, sonra kendini Alsancak’ta kahve içerken ve hayatı sorgularken bulursun. Ben 25 yaşındayım. Dışarıdan bakınca “rahat, esprili, hayatı akışına bırakıyor” derler. İçeriden bakınca ise beynimde sürekli açık sekme gibi duran düşünceler var: biri fatura, biri geleceğim, biri de sebepsizce insanlık tarihi.

Geçen gün arkadaş ortamında yine klasik bir sahne oldu. Birimiz “insan hakları” konusuna girdi, ben de refleks olarak espri yapayım derken bir anda kendimi yarı ciddi yarı şovmen bir tarih anlatıcısı gibi buldum.

Ve işte o an içimden şu cümle geçti:

“İnsan hakları kavramı nasıl ve ne zaman ortaya çıkmıştır?”

Ama tabii bunu Google’a yazmak yerine arkadaşlara anlatmaya çalışınca konu 5 dakikada tarihten stand-up gösterisine dönüştü.

Kafede Başlayan Felsefi Çöküş

Alsancak’ta bir kafedeyiz. Masada 4 kişi var. Herkes çok normal görünmeye çalışıyor ama aslında kimse normal değil, sadece iyi gizliyoruz.

Bir arkadaşım dedi ki:

“Ya aslında insan hakları dediğimiz şey çok yeni değil mi?”

Ben de hemen atladım:

“Yeni değil diyebiliriz ama insanlığın ‘bir dakika ya biz niye birbirimizi eziyoruz’ dediği anla başlıyor aslında.”

Sonra sustum. Çünkü cümleyi ben kurmuş olabilirim ama ben bile ne dediğimi tam anlamamıştım.

İç sesim devreye girdi:

“Bravo, yine yarı filozof yarı mahalle abisi moduna geçtin.”

Ama konu ciddiydi. Çünkü gerçekten “insan hakları kavramı nasıl ve ne zaman ortaya çıkmıştır?” sorusu düşündüğümden daha derin bir şeydi.

Orta Çağ, Aydınlanma ve Benim Gece 3’te Yediğim Tost Arasındaki Garip Bağlantı

Şimdi dürüst olalım. İnsan hakları dediğimiz şey bir anda “hadi yazalım anayasa maddesi” diye ortaya çıkmadı. Yüzyıllar süren bir süreç var. Ama bunu anlatırken ben genelde kafamda şöyle düşünüyorum:

Orta Çağ: “Kral ne derse o olur.”

Aydınlanma: “Bir dakika, niye öyle olsun?”

Ben: “Gece 3’te tost yaparken hayatımı sorguluyorum.”

İşte bu üçlü arasında garip bir benzerlik var.

Tarihte insanlar uzun süre “güç kimdeyse hak onda” gibi bir düzende yaşamış. Sonra yavaş yavaş birileri demiş ki:

“İnsan sadece yönetilen bir şey değil, hakları olan bir varlık olabilir mi?”

Bu soru bile başlı başına devrim gibi.

Ben bunu düşününce aklıma kendi hayatım geliyor. Mesela markette sıradayken biri öne geçtiğinde içimden geçen o mini isyan:

“Ben de insanım ya!”

İşte bak, küçük ölçekte insan hakları refleksi.

Arkadaş Ortamında Tarih Anlatmaya Çalışmanın Tehlikeleri

Bir keresinde yine arkadaşlarla oturuyoruz. Konu döndü dolaştı, “haklar, özgürlükler” falan derken ben kendimi kaptırdım.

Dedim ki:

“Bakın, aslında insan hakları dediğimiz şey modern anlamda 17. ve 18. yüzyılda Aydınlanma döneminde şekilleniyor.”

Bir arkadaşım hemen araya girdi:

“Sen niye tarih hocası gibi konuştun şimdi?”

Ben:

“Çünkü içimde bastıramadığım bir akademik enerji var.”

İç ses:

“Hayır, sadece fazla kahve içtin.”

Ama gerçekten mesele şu: İnsanlar uzun süre “doğal haklar” fikrini geliştirmiş. Yani devlet olsa bile bazı hakların devredilemez olduğu düşüncesi.

Ben bunu anlatırken elimle havada şekil çiziyorum, sanki görünmez bir anayasa varmış gibi.

Magna Carta’dan İzmir Trafiğine Uzanan Bir Bağlantı Kurma Çabası

Tarihte sık sık “Magna Carta” diye bir belge geçer. 1215 yılında İngiltere’de kralın yetkilerini sınırlayan bir şey.

Ben bunu öğrendiğimde şunu düşündüm:

“Demek ki biri çıkıp ‘bir dakika kral, sen de abartma’ demiş.”

Bu bana çok tanıdık geldi.

Çünkü İzmir trafiğinde de bazen biri sinyal vermeden şerit değiştirince içimden aynı cümle geçiyor:

“Bir dakika kardeşim, sen de abartma.”

Tabii bu iki olay aynı değil ama insan zihni garip şekilde bağlantı kuruyor.

İnsan hakları kavramı nasıl ve ne zaman ortaya çıkmıştır? sorusu da burada aslında netleşiyor: Bu kavram tek bir anda değil, yavaş yavaş insanların “adalet” hissini geliştirmesiyle ortaya çıkıyor.

Aydınlanma Dönemi: İnsanların Birbirine Soru Sormaya Başladığı Dönem

Aydınlanma dönemi dediğimiz şey aslında biraz şuna benziyor:

İnsanlar oturmuş ve demiş ki:

“Biz ne yapıyoruz?”

Bu kadar basit ama aynı zamanda devasa bir soru.

Locke, Rousseau, Montesquieu gibi isimler ortaya çıkıyor. İnsan hakları, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar daha sistemli hale geliyor.

Ben bunu arkadaşlara anlatırken dedim ki:

“Bunlar aslında ‘ya biz niye böyle yaşıyoruz?’ diyen insanlar.”

Bir arkadaşım:

“Biz de her pazar bunu diyoruz.”

Haklı.

Günlük Hayatta İnsan Hakları Refleksi

Şimdi dürüst olalım. İnsan hakları kavramı sadece kitaplarda değil, günlük hayatta da sürekli karşımıza çıkıyor.

Mesela:

Otobüste herkesin koltuk kavgası

Kafede “bu priz benimdi” tartışması

Evde “bulaşıkları kim yıkayacak” krizleri

Bunların hepsi küçük ölçekli “hak” tartışmaları.

Ben bazen kendimi çok ciddi düşünürken yakalıyorum:

“Benim de dinlenmeye hakkım var.”

Sonra 5 dakika sonra Netflix açıyorum.

İşte modern insan hakları pratiği.

İç Sesle Tartışmalar: Ben vs Ben

Bazen kendi içimde tartışmalar yaşıyorum.

Ben 1:

“İnsan hakları çok ciddi bir konu, tarihsel olarak derin.”

Ben 2:

“Evet ama sen dün bulaşıkları yıkamadın.”

Ben 1:

“Bu konuyla ilgisi yok.”

Ben 2:

“Var. Her şeyin bir hak ve sorumluluk dengesi var.”

Ve içimden şunu fark ediyorum: İnsan hakları dediğimiz şey aslında sadece büyük devletler ve belgeler değil, gündelik yaşamın içinde de sürekli yeniden üretiliyor.

Modern Dünya ve Bitmeyen “Hak” Tartışmaları

Bugün geldiğimiz noktada insan hakları evrensel bir kavram haline gelmiş durumda. Ama bu, sorunların bittiği anlamına gelmiyor.

Hâlâ eşitsizlikler, adaletsizlikler, tartışmalar var.

Ben bunu düşününce bazen yoruluyorum.

Ama sonra İzmir’de deniz kenarında otururken şunu fark ediyorum:

İnsanların konuşması, tartışması, itiraz etmesi bile aslında bu kavramın yaşadığını gösteriyor.

Sonuç Gibi Ama Aslında Sadece Bir Ara Durak

Eğer biri bana tekrar sorarsa:

“İnsan hakları kavramı nasıl ve ne zaman ortaya çıkmıştır?”

Muhtemelen artık tek cümleyle cevap vermem.

Şöyle derim:

Bu kavram, insanların “ben de varım” demeye başladığı anda filizlenmiş, yüzyıllar boyunca şekillenmiş ve bugün hâlâ devam eden bir hikâye.

Ve sonra eklerim:

“Şimdi kusura bakma, tostum soğudu ama bu da bir insan hakkı meselesi olabilir.”

Arkadaşlar güler mi bilmiyorum ama ben içimden yine düşünürüm.

Çünkü bazı sorular cevaplanmaz, sadece yaşanır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexperilbet giriş yaphttps://betexpergir.net/