İçeriğe geç

Mideye kelepçe takmak ne anlama gelir ?

Mideye Kelepçe Takmak Ne Anlama Gelir? (Bir Günlüğün İçinden)

Kayseri’nin sabahları hep biraz serttir. Soğuk, keskin ve insanın yüzüne tokat gibi çarpan bir hava… Bugün de öyleydi. Penceremin buğusuna bakarken elimde kalem, defterin ilk sayfasını açtım. Yazmaya başlamadan önce içimde garip bir sıkışma vardı. Sanki sadece göğsüm değil, midem de doluydu; ama yemekle değil, düşüncelerle.

Son günlerde herkes aynı cümleyi söylüyor: “Mideye kelepçe taktırmayı düşünüyorum.”

İlk duyduğumda anlam verememiştim. Gerçekten bir kelepçeden mi bahsediyorlar? Yoksa bu sadece bir deyim mi? Sonra öğrendim ki bu, insanların kilo vermek için başvurduğu bir ameliyatın halk arasındaki adıymış. Midenin küçültülmesi ya da içine bir sistem yerleştirilmesi… Ama ben bunu ilk duyduğumda teknik bir şey gibi değil, duygusal bir cümle gibi hissettim. Sanki biri kendi hayatını kısıtlamaya karar veriyordu.

Ve en garibi, bu cümle benim hayatımın içine de sızdı.

Kayseri Sokaklarında Bir Düşünceyle Yürümek

Geçen hafta Talas tarafında yürürken yanımda en yakın arkadaşım vardı. Hava yine soğuktu ama biz üşümekten çok konuşmaya dalmıştık. O, uzun zamandır içinden çıkamadığı bir konudan bahsetti: kilo.

“Ben artık mideye kelepçe taktırmayı düşünüyorum,” dedi.

Durup ona baktım. O an yürüyüşümüz bile yavaşladı. Sanki şehir de bizi dinliyordu. Erciyes’in beyazlığı uzaktan bize bakarken, içimde bir şey kırıldı.

Onu dinlerken kendimi de dinledim aslında. Çünkü onun anlattıkları sadece bedenle ilgili değildi. Çocukluğundan, ailesinden, sürekli “yeme” ya da “az ye” baskısından, aynalara bakarken hissettiği yabancılıktan bahsediyordu.

Ve ben o an şunu fark ettim: Mideye kelepçe takmak sadece bir operasyon değil, bir hayat kararıydı. Bir tür “artık kendime bu kadar yüklenmeyeceğim” deme şekliydi.

Ama aynı zamanda “kendimi zorla durduracağım” demekti.

Bu ikisi arasında sıkışıp kaldım.

Defterime Yazdığım İlk Cümle

O gece eve döndüğümde defterime tek bir cümle yazdım:

“İnsan bazen midesine değil, hayatına kelepçe takmak ister.”

O cümleyi yazarken ellerim titredi. Çünkü aslında hepimiz bir şeyleri kontrol etmeye çalışıyorduk. Kimimiz yemeği, kimimiz duygularını, kimimiz geçmişini…

Ben ise en çok hayal kırıklıklarımı kontrol edemiyordum.

O gün kendimi dürüstçe sorguladım. Aç değildim ama sürekli bir şeyler atıştırıyordum. Sıkılmıştım ama sürekli meşgul oluyordum. Yalnızdım ama kalabalıklara kaçıyordum. Ve belki de en önemlisi, kendime karşı çok acımasızdım.

Mideye kelepçe takmak fikri bana o yüzden sadece tıbbi bir çözüm gibi gelmedi. Bir tür içsel kilit gibiydi.

Bir Hastane Koridorunda Başlayan Hikâye

Birkaç gün sonra arkadaşımla birlikte hastaneye gittik. Sadece bilgi almak istiyordu ama ben de yanında olmak istedim. Koridorlar uzun, ışıklar beyaz ve insanlar sessizdi. Herkesin yüzünde aynı ifade vardı: beklemek.

Beklemek bazen insanı en çok yoran şeydir.

Doktorla görüşmeden önce oturduğumuz bankta arkadaşım elini dizlerine koydu ve bana baktı:

“Ya gerçekten yaparsam?” dedi.

O an içimden geçenleri saklayamadım. Çünkü ne evet diyebildim ne de hayır.

“Mideye kelepçe takmak seni mutlu eder mi bilmiyorum,” dedim. “Ama seni biraz rahatlatabilir mi… belki.”

Kendi cevabımdan bile emin değildim. Çünkü bu mesele sadece kilo meselesi değildi. Bu, yıllardır biriken duyguların dışa vurumuydu.

Doktorun Sözleri ve Sessizlik

Doktor bize işlemi anlattı. Daha az yemek, daha hızlı doyma hissi, uzun vadede kilo kaybı…

Ama benim aklım teknik detaylarda değil, arkadaşımın yüzündeydi. Her cümlede biraz daha küçülüyordu sanki. Korkuyordu ama umut da ediyordu. İkisi aynı anda nasıl yaşanır, o an gördüm.

Çıkışta uzun süre konuşmadık. Sadece yürüdük. Kayseri’nin gri kaldırımları, bizim düşüncelerimizle ağırlaşmış gibiydi.

Sonra birden durdu:

“Ben aslında yemek yemeyi değil, kendimi sevmemeyi bırakmak istiyorum.”

O cümle içime işledi.

İçimde Açılan Boşluk

O gece eve döndüğümde kendimi çok tuhaf hissettim. Sanki onun yerine ben düşünmeye başlamıştım. Sanki onun kararı benim hayatıma da dokunuyordu.

Yatağa uzandım ama uyuyamadım. Tavana bakarken içimden şu geçti:

İnsan gerçekten kilo vermek mi istiyor, yoksa yüklerinden mi kurtulmak istiyor?

Mideye kelepçe takmak… Bu kelime artık bana sadece bir ameliyatı değil, bir tür teslimiyeti anlatıyordu. İnsan bazen kendi iradesine bile güvenemediğinde, bedenine bir sınır çiziyordu.

Ama ya ruh?

Günlük Sayfalarında Büyüyen Bir Soru

İlgili Yazımız: Kelepçe önden mi takılır, arkadan mı ?

Günler geçtikçe bu konu defterimde büyüdü. Her sayfa aynı yere çıkıyordu.

Arkadaşım kararını verdi. Ameliyat için tarih aldı. Ben onun yanında güçlü görünmeye çalıştım ama içimde sürekli bir dalgalanma vardı.

Bir gün yine birlikte yürürken bana döndü:

“Sen hiç düşündün mü?” dedi.

“Ne?”

“Yani… mideye kelepçe taktırmayı.”

Gülümsedim ama içim buruktu.

“Benim sorunum midem değil,” dedim. “Benim sorunum bazen hayatı fazla hissetmem.”

O bana baktı, uzun uzun.

Ve o bakışta bir şey vardı: anlaşılmak.

Hazırlık Günleri

Ameliyata yaklaşırken her şey daha sessiz hale geldi. Sanki şehir bile bekliyordu. Arkadaşım daha az yemek yiyor, daha çok düşünüyordu. Bazen mutlu, bazen korkmuştu.

Bir gün bana şunu söyledi:

“Eğer işe yararsa, kendimi ilk defa hafif hissedeceğim.”

O an içimden “keşke hayat da böyle kolay hafiflese” dedim.

Ama söylemedim.

Hastane Odasında Son Gece

Ameliyattan bir gece önce yanında kaldım. Odaya sessizlik hâkimdi. Pencerenin dışında Kayseri’nin ışıkları titriyordu.

O uyumadan önce bana döndü:

“Beni yalnız bırakmazsın değil mi?”

“Hayır,” dedim.

Ama içimde garip bir boşluk vardı. Sanki sadece onu değil, eski halini de uğurluyorduk.

O gece defterime şunu yazdım:

“Bazı insanlar kilo vermez, sadece yüklerini değiştirir.”

Okuyucularımıza “Mideye kelepçe takmak ne anlama gelir” konusunda faydalı bilgiler sunmaya çalıştık. Tanriverdimobilya ekibi olarak bizi okumaya devam edin!

Sonrası: Hafifleyen Beden, Ağırlaşan Düşünceler

Ameliyat başarılı geçti. Günler sonra konuştuğumuzda sesi daha hafifti. Gerçekten de bedeni değişiyordu. Daha az yiyordu, daha çabuk doyuyordu.

Ama ben onun gözlerinde başka bir şey fark ettim.

Bir tür yeniden başlama korkusu.

Mideye kelepçe takmak işe yaramıştı belki ama hayat aynı hızla devam ediyordu. Duygular, anılar, geçmiş… Hepsi yerli yerindeydi.

Bir gün buluştuk. Parkta oturduk. Bana döndü:

“Garip hissediyorum,” dedi. “Sanki midem küçüldü ama içimdeki boşluk aynı kaldı.”

O an sustum.

Çünkü söyleyecek fazla bir şeyim yoktu.

Kendi İçimdeki Gerçek

O gün eve dönerken Kayseri’nin sokakları bana daha uzun geldi. Sanki şehir uzamıştı. Belki de ben yavaşlamıştım.

Defterimi açtım ve uzun süre yazmadım. Sadece düşündüm.

Mideye kelepçe takmak ne anlama gelir?

Belki de bu, insanların kendilerine koyduğu sınırların adıydı. Belki de kontrol edemedikleri hayatı, en azından bir parçasında kontrol etme çabasıydı.

Ama ben şunu hissettim:

İnsan bazen bedenini değil, kalbini doyurmak ister.

Ve bazı boşluklar, hiçbir ameliyatla küçülmüyor.

Son Sayfa

Defterimin son sayfasına şunu yazdım:

“Bazı hikâyeler kilo verdirmez, sadece insanı kendine daha çok yaklaştırır.”

Ve o an anladım ki mesele mideye kelepçe takmak değil, insanın kendi hayatına nasıl sarıldığıydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexperilbet giriş yaphttps://betexpergir.net/