İçeriğe geç

Nelerin şarabı olur ?

“Nelerin şarabı olur” konusunda merak ettiklerinizi bu yazımızda ele almaya çalıştık. Tanriverdimobilya okurları için daha fazlası yolda!

Şehrin Sessizliği ve İçimde Biriken Sorular

Kayseri’de kışlar her zaman biraz daha uzun sürer gibi gelir bana. Sabahları evden çıktığımda yüzüme çarpan soğuk, sanki içimdeki düşünceleri de keskinleştirir. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı şeyleri tam olarak nereye koyacağımı bilmiyorum. Bu yüzden günlük tutarım. Bazen bir sayfaya sadece tek bir cümle bırakırım, bazen de gecenin içinde taşan bir duyguyu saatlerce anlatırım.

O sabah da defterimi açıp tek bir şey yazmıştım: “Nelerin şarabı olur?”

Bu soru uzun zamandır içimde dönüp duruyordu. Sanki basit bir cümle değil de, bir hayat ölçüsüydü. Her şeyi ona göre tartıyordum: acılarımı, sevinçlerimi, suskunluklarımı.

Çocukluğun Kokusu: Üzüm Bağları ve Dedemin Sesi

Çocukken yazları köye giderdik. Kayseri’nin dışına doğru, yollar uzadıkça toprak kokusu daha da belirginleşirdi. Dedemin küçük bir bağı vardı. Üzüm salkımları güneşin altında ağırlaşır, neredeyse yere eğilirdi. O zamanlar üzüm sadece tatlı bir meyveydi benim için. Parmaklarım yapış yapış olurdu, dudaklarım morlaşırdı ama umurumda olmazdı.

Dedem hep aynı cümleyi söylerdi:

“Bunlar büyür, bekler, sabreder… Sonra başka bir şeye dönüşür.”

Bir gün bağın kenarında otururken, elinde bıçağıyla bir salkımı kesmişti. Gözleri uzaklara dalmıştı. O an sormuştum:

“Neye dönüşür?”

Bir süre susmuştu. Rüzgâr bağın içinden geçerken yapraklar hışırdamıştı. Sonra bana bakıp yavaşça söylemişti:

“Nelerin şarabı olur, onu zaman bilir.”

O cümleyi o zaman anlamamıştım. Ama içime bir yere düşmüştü. Sanki gelecekte bir gün beni bulacakmış gibi.

Kaybolan Bir Hikâye ve İçimde Kalan Boşluk

Yıllar geçti. Şehir değişmedi ama ben değiştim. İnsanların yüzlerini daha çabuk okumaya başladım. Bir gülüşün arkasındaki tereddüdü, bir sessizliğin içindeki kırgınlığı fark eder oldum.

Sonra biri geldi.

Adını burada yazmak istemiyorum çünkü bazı isimler yazıldığında gerçek olmaktan çıkıp daha da ağırlaşıyor. O kişiyle konuşurken zamanın daha hızlı aktığını hissederdim. Sanki Kayseri’nin soğuğu biraz yumuşar, sokaklar biraz daha genişlerdi.

Bir akşam, şehir ışıklarının altında yürürken bana şunu söylemişti:

“Sen çok düşünüyorsun.”

Gülmüştüm.

“Belki de başka türlüsü nasıl yapılır bilmiyorum.”

O da gülmüştü ama gözleri aynı şeyi söylemiyordu. O anda hissetmiştim, bazı insanlar yanınızda yürür ama aynı yöne bakmaz.

Bir süre sonra gidişi sessiz oldu. Büyük cümleler kurulmadı. Tartışmalar, çarpıcı vedalar yoktu. Sadece eksildi.

Ve eksilmek, bazen bağırarak gitmekten daha gürültülüydü.

Şarabın Başladığı Yer: Acının Fermantasyonu

O günlerde defterime daha çok yazmaya başladım. Her sayfa biraz daha karanlık, biraz daha yoğun hale geliyordu. Bir sabah yine aynı sorunun ortasında buldum kendimi:

“Nelerin şarabı olur?”

Bu kez cevabı dışarıda aramıyordum. İçimde bir yerde olduğunu hissediyordum.

Şarap, çocukken sandığım gibi sadece üzümden yapılmıyordu belki de. Belki de insanın içinde biriken şeyler, zamanla başka bir şeye dönüşüyordu. Konuşulamayanlar, yarım kalan bakışlar, ertelenmiş cümleler…

Hepsi bir yerde bekliyordu.

Tıpkı bağdaki üzümler gibi.

Ama asıl mesele, neyin beklemeye dayanabileceğiydi.

Bir Gece, Şehir ve Kendime Dönüş

Bir gece Kayseri’nin en sessiz saatinde dışarı çıktım. Kar yağmamıştı ama hava öyleydi ki sanki birazdan her şey beyaza bürünecekmiş gibi hissediyordum. Sokak lambalarının altında yürürken ayakkabılarımın sesi bile bana yüksek geliyordu.

Kafamın içinde sürekli aynı sahne dönüyordu: o kişinin gidişi, benim suskunluğum, söyleyemediklerim.

O an fark ettim, bazı duygular insanın içinde taze kalmıyor. Zaman geçtikçe keskinleşiyor. Ve belki de şarap dediğimiz şey, tam olarak buydu: keskinliğin olgunlaşması.

Ama bu düşünce bile içimi rahatlatmıyordu.

Çünkü her şeyin dönüşmesi güzel bir fikir gibi görünse de, dönüşene kadar geçen süreç insanı yoruyordu.

Dedemin Sözünün Geri Dönüşü

Bir hafta sonu tekrar köye gittim. Bağlar aynıydı ama dedem yoktu artık. Onun yerine sessizlik vardı. Üzümler yine asılıydı, ama kimse onları acele ettirmiyordu.

Bağın ortasında durup uzun süre etrafa baktım. Rüzgâr yüzüme çarparken çocukluğumun görüntüleri geri geldi. O zamanlar hayatın bu kadar ağır olmadığını fark ettim. Çünkü o zamanlar her şey sadece “şimdi”ydi.

Yanımda taşıdığım defteri açtım. Aynı soruyu yazdım:

“Nelerin şarabı olur?”

Bu kez cevabı biraz daha net hissediyordum ama yine de tam değildi.

Belki de şarabı olan şeyler acı değildi sadece. Belki de sabreden şeylerdi. Beklemeye razı olanlar. İçinde olup biteni hemen dışarı dökmeyenler.

Ama bu bile tam olarak açıklamıyordu içimdeki boşluğu.

İnsan, Zaman ve Dönüşüm

Şehirde yaşarken fark etmediğim bir şey vardı: İnsan kendi içini de bir tür bağ gibi taşıyor. Bazı duygular erken koparılıyor, bazıları dalında unutuluyor. Bazılarıysa hiç dokunulmadan olgunlaşıyor.

Benim içimde olgunlaşan neydi bilmiyorum.

Ama geceleri uyumadan önce düşündüğüm tek şey şuydu:

Eğer her şey bir şeye dönüşüyorsa, ben neye dönüşüyordum?

O kişi gittikten sonra içimdeki boşluk büyümedi aslında. Sadece daha görünür oldu. Sanki her duygum biraz daha şeffaf hale geldi.

Bir gün eski mesajlara baktım. Cümleler kısa, ama anlamları ağırdı. O an fark ettim ki, bazı şeyler yazıldıkları anda bitmiyor. Sadece başka bir forma geçiyor.

Tıpkı üzümün şaraba dönüşmesi gibi.

Ama insanın dönüşümü üzüm kadar kolay değil.

Bir Defterin Son Sayfaları

Defterimin son sayfalarına doğru yazılarım değişti. Artık daha az soru soruyordum. Daha çok susuyordum.

Ama bir cümle hep aynı kalıyordu:

“Nelerin şarabı olur?”

Bazen bu soruyu yazıp altına hiçbir şey eklemiyordum. Sadece bakıyordum.

Çünkü bazı soruların cevabı yazılmıyordu. Yaşanıyordu.

Sonbahar ve İçimdeki Sessiz Kabulleniş

Sonbahar geldiğinde Kayseri’nin rengi değişti. Ağaçlar sarardı, rüzgâr sertleşti. İnsanlar daha az konuşur oldu. Ben de öyle.

Bir akşam yürürken artık içimde bir ağırlık değil, bir kabulleniş hissettim. Acı azalmamıştı ama şekil değiştirmişti. Daha sessiz, daha derin bir hale gelmişti.

O an dedemin sesi tekrar geldi aklıma:

“Nelerin şarabı olur, onu zaman bilir.”

Belki de cevap buydu. Zaman.

Ama sadece zaman değil, onun içinde taşınan her şey.

Kırılmalar, susmalar, beklemeler…

Hepsi birlikte bir şey yapıyordu insana.

İçimdeki Bağın Son Hali

Bugün hâlâ o soruyu yazıyorum. Ama artık cevap aramıyorum. Çünkü bazı şeylerin cevabı olmuyor. Sadece olma hali var.

İçimde bir bağ var artık. Görünmeyen ama hissedilen. Her duygu orada bir yere asılıyor. Bazısı erken düşüyor, bazısı kalıyor.

Ve ben artık biliyorum ki, nelerin şarabı olduğu sorusu aslında bir cevap değil.

Bir bekleyiş.

Bir dönüşüm ihtimali.

Ve en çok da insanın kendine bakma biçimi.

Daha Fazlası İçin: Doğalgaz barı 3 olursa ne olur ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexperilbet giriş yaphttps://betexpergir.net/