Umarız “Trabzonda güzele ne denir” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Tanriverdimobilya ekibinden sevgilerle!
Trabzon’da Bir Şehre Sığmayan Hisler
Kayseri’den Kopup Gelen Sessiz Bir Yolculuk
Kayseri’de büyüyen birinin içinde hep iki şey aynı anda yaşar: bir yandan sert rüzgârlara alışmış bir direnç, diğer yandan içini kimseye göstermediği yumuşak bir özlem. Ben de öyleydim. 25 yaşındayım ve defterlerime yazdığım cümlelerin çoğu kimse tarafından okunmayacak kadar içe dönük, ama bir o kadar da gerçekti.
O yaz, bir karar verdim. Uzun zamandır ertelediğim her şeyi geride bırakıp Karadeniz’e gitmek istedim. Özellikle de Trabzon’a. Haritada küçük görünen ama anlatılanlara bakınca insanın içine büyük bir merak düşüren o şehre.
Otobüs Kayseri’den ayrılırken içimde garip bir boşluk vardı. Sanki bir şeyleri geride bırakmıyordum da, kendimi geride bırakıyordum. Yol boyunca camdan dışarı bakarken tek bir cümle dönüp duruyordu zihnimde: “Trabzonda güzele ne denir?”
Bunu biri bana sormuştu. Basit bir soruydu belki ama içimde bir yere takılı kalmıştı. Güzel… sadece bir yüz müydü, yoksa bir şehrin içinde saklı bir his mi?
İlk Yağmur, İlk Yabancılık
Trabzon’a vardığımda yağmur vardı. İnce ince değil, Karadeniz’e yakışır şekilde, kararlı ve ısrarcı bir yağmur. Otobüsten indiğim anda yüzüme çarpan o nemli hava, sanki “buraya hoş geldin ama alışmaya hazır ol” diyordu.
Şehir bana ilk bakışta yabancı geldi. Kayseri’nin geniş ve açık gökyüzüne alışmış gözlerim, burada dağların arasına sıkışmış bulutlara şaşırdı. Ama garip bir şekilde bu sıkışmışlık beni rahatsız etmedi. Aksine, içimde bir şeyleri gevşetti.
Bir taksiye bindim. Şoför sessizdi. Radyoda kısık bir Karadeniz türküsü çalıyordu. Yol boyunca şehri izledim. Evler yamaçlara tutunmuş gibiydi. Her şey eğimliydi, her şey bir yere yaslanmıştı. Sanki kimse burada tek başına ayakta kalmaya çalışmıyordu.
İşte o an yeniden sordum kendime: Trabzonda güzele ne denir?
Bir Karşılaşma
Konakladığım pansiyonun alt sokağında küçük bir çay ocağı vardı. İlk akşam oraya indim. Yağmur yeni durmuştu ama kaldırımlar hâlâ ıslaktı. Çayın buharı havaya karışıyordu.
İçeri girdiğimde gözüm hemen ona takıldı.
Köşede oturuyordu. Sessizdi. Çok konuşan biri gibi görünmüyordu ama varlığı odayı dolduruyordu. İnsan bazen birine bakar ve “güzel” der ya, işte ben diyemedim. Çünkü o kelime yetmedi.
Garson bana çay getirirken dayanamadım, sordum:
“Burada güzel birine ne denir?”
Garson güldü. “Trabzonda güzele ne denir diye soruyorsun yani,” dedi. “Biz çok konuşmayız öyle şeyleri ama… gönül bilir.”
O an anladım ki bu sorunun cevabı bir kelime değildi.
Ama yine de gözüm ona kayıyordu. O ise dışarı bakıyordu. Yağmur sonrası sokakları izlerken yüzünde bir yorgunluk vardı. Güzel olan şey bazen insanı mutlu etmez, sadece düşündürür ya… işte öyleydi.
Şehirle Aramda Açılan İnce Bir Bağ
Trabzon’da günler geçtikçe fark ettim ki şehir kendini hemen açmıyor. Kayseri gibi net değil. Burada her şey biraz sisli, biraz yarım, biraz saklı.
Sabahları sahile iniyordum. Dalgalar sertti. Deniz sakinleşmek için değil, varlığını hatırlatmak için vardı. O anlarda içimdeki boşluk büyüyordu ama bu boşluk korkutucu değildi.
Bir gün defterime şunu yazdım:
“Belki de güzellik burada bir yüz değil. Belki de güzellik, insanın içine dokunan o anlık sarsıntı.”
Sonra tekrar düşündüm: Trabzonda güzele ne denir?
Cevap hâlâ yoktu ama soru artık daha ağır değildi. Sanki yavaş yavaş anlam kazanıyordu.
Bir Akşamüstü Sessizliği
O çay ocağına tekrar gittiğimde yine oradaydı. Bu kez yağmur yoktu ama hava griydi. Göz göze gelmedik. Ama aynı masada oturduk.
Çayımı karıştırırken ellerim titriyordu. Nedensiz bir heyecan vardı içimde. Sanki bir şey olacak ama ben ne olduğunu bilmiyorum gibiydi.
Bir ara dışarı baktı ve konuştu. İlk defa sesini duydum.
“Buraya yeni misin?”
Kısa bir soruydu ama içimde uzun bir yankı bıraktı.
“Evet,” dedim. “Kayseri’den geldim.”
Başını salladı. “Burayı anlamak zaman alır.”
O an içimden gülmek geldi. Çünkü ben zaten hiçbir şeyi anlamaya gelmemiştim. Sadece hissetmeye gelmiştim.
Ve yine o cümle döndü içimde: Trabzonda güzele ne denir?
Belki de cevap onun sesiydi. Belki de bir kelimeye gerek yoktu.
Hayal Kırıklığı ve Sessiz Gerçekler
Günler ilerledikçe onunla birkaç kez daha karşılaştık. Ama hiçbir şey “hikâye” olacak kadar büyümedi. İnsan bazen birine yaklaşır ama asla tam olarak ulaşamaz ya, işte öyleydi.
Bu bende hafif bir hayal kırıklığı bıraktı. Çünkü ben, içimde büyüttüğüm anlamı dışarıda da görmek istiyordum. Ama hayat öyle çalışmıyordu.
Bir akşam sahilde yürürken bunu düşündüm. Dalgalar ayaklarıma vuruyordu. Islanıyordum ama umursamıyordum.
Defterime yazdım:
“Belki de bazı insanlar hayatımıza bir cevap olmak için değil, soruyu daha doğru sormak için giriyor.”
Ve o soru yine oradaydı:
Trabzonda güzele ne denir?
Umutla Bitmeyen Bir Yol
Trabzon’dan ayrılmadan önce son kez sahile gittim. Gökyüzü bu kez daha açıktı. Dağların üstünde bulutlar çekilmişti.
Ona rastlamadım. Belki de rastlamamam gerekiyordu.
Otobüs biletimi alırken içimde garip bir huzur vardı. Cevap bulamamıştım ama eksik de hissetmiyordum.
Çünkü artık şunu anlamıştım: Güzel, bir kelime değildi. Güzel, bir şehri anlamaya çalışırken içinde değişen şeydi. Güzel, bazen bir bakıştı, bazen bir suskunluk, bazen de hiçbir şey olmamasıydı.
Otobüse bindiğimde camdan son kez dışarı baktım. Yağmur yeniden başlıyordu. Trabzon, sanki beni uğurlamıyordu. Sadece izliyordu.
Ve ben içimden son kez sordum:
Trabzonda güzele ne denir?
Bu kez cevap aramadım.