Bir Gecenin İçinde Başlayan Düşünceler
Kayseri’de akşamlar hep biraz sert gelir bana. Rüzgâr, şehrin taşlarına çarpıp geri dönerken içimde de aynı sertliği bırakır. 25 yaşındayım. Günlük tutmayı bırakmadım hiçbir zaman; çünkü bazı cümleleri sadece kâğıt kaldırır, insan taşıyamaz.
O akşam da öyle bir andı. Masamda yarım kalmış bir çay, pencerede titreyen sarı sokak lambası ve zihnimde dönüp duran tek bir soru vardı: “Komiğin eş anlamlısı nedir?”
İlk bakışta basit bir kelime oyunu gibi duruyor, biliyorum. Ama bazı sorular var ki, kelimenin kendisinden çok daha derin bir yere dokunur. O gece benim için de öyle oldu. Çünkü gülmekle ağlamak arasındaki çizgi, bazen bir kelimenin içinde saklıdır.
“Komiğin eş anlamlısı nedir?” diye başlayan çocukluk
İlk kez bu soruyu gerçekten düşündüğüm zamanı hatırlıyorum. Ortaokuldaydım. Sınıfta öğretmenimiz Türkçe dersinde eş anlamlı kelimeler anlatıyordu. Herkes sırayla cevap veriyor, tahtada kelimeler çoğalıyordu. Sıra “komik” kelimesine geldiğinde sınıfta bir uğultu oldu.
Ben o zamanlar fazla sessizdim. Ama içimde sürekli çalışan bir merak vardı.
Bir arkadaşım elini kaldırıp “şakacı olabilir mi?” demişti. Bir diğeri “gülünç” demişti. Öğretmen başını sallayıp doğruya yakın olanı işaret etmişti.
O an zihnimde bir şey takıldı kaldı. Çünkü “gülünç” kelimesi bana sadece gülmeyi değil, biraz da kırılmayı çağrıştırmıştı. Sanki gülmek her zaman iyi bir şey değilmiş gibi.
O gün defterime şunu yazmıştım:
“Bazı şeyler komik olduğu için değil, insanı zor durumda bıraktığı için gülünç olur.”
Yıllar sonra bile o cümleyi silmedim.
Şimdi tekrar soruyorum kendime: Komiğin eş anlamlısı nedir? Sadece “gülünç” mü? Yoksa insanın içini aynı anda hem ısıtan hem de acıtan başka kelimeler de var mı?
Kayseri sokaklarında bir akşam ve içimde büyüyen boşluk
O gece dışarı çıkmak zorunda kaldım. Evde kalırsam düşüncelerim beni yutacaktı. Kayseri’nin o tanıdık sokaklarında yürürken insanların kahkahalarını duydum. Bir grup genç, bir şeylere gülüyordu. Sesleri bana uzak ama aynı zamanda çok yakındı.
Bir an durdum. Kendime şunu sordum:
“Ben en son neye böyle içten güldüm?”
Hatırlayamadım.
İşte o an “komik” kelimesi bile bana yabancılaştı. Çünkü komik olan şeyler artık eskisi gibi hafif gelmiyordu. Her şeyin altında bir ağırlık varmış gibi hissediyordum.
Bir banka oturdum. Telefonum elimdeydi ama kimseye yazmadım. Yazmak istedim, sonra sildim. İçimde bir şeyler dolup taşıyordu ama kelimeye dönüşmüyordu.
Yine aynı soru: Komiğin eş anlamlısı nedir?
Bu kez cevabı sözlükte değil, insanların yüzlerinde aradım. Geçen bir adamın gülüşünde, köşede kahkaha atan bir çocuğun sesinde, bir çiftin birbirine takılmasında…
Ama hiçbirinde tam karşılığı yoktu.
Bir sahne: Kahkaha ile kırılganlık arasındaki ince çizgi
Bir gün arkadaşım beni küçük bir tiyatro gösterisine davet etti. “Biraz güleriz” dedi.
Salona girdiğimde ışıklar loştu. Sahneye çıkan adam, insanları güldürmek için doğmuş gibiydi. Ses tonu, mimikleri, duruşu… Her şey kusursuzdu. İnsanlar kahkahalara boğuluyordu.
Ben de güldüm. Ama içimde tuhaf bir şey vardı. Sanki her kahkahanın altında küçük bir suskunluk saklanıyordu.
Gösteri sırasında adam bir anda durdu ve kısa bir hikâye anlattı. Çocukluğunda yaşadığı bir yalnızlıktan bahsetti. O an salondaki hava değişti. Kahkahalar yavaşladı. İnsanlar birbirine baktı.
Ben o anda düşündüm:
“Bu adamın yaptığı şey sadece komiklik mi?”
Hayırdı.
O, insanların içindeki boşluğu geçici olarak dolduruyordu. Ve o an tekrar sordum: Komiğin eş anlamlısı nedir?
Belki de “teselli”ydi.
Belki de “dayanma gücü”.
Belki de “unutma çabası”.
Gece günlükleri ve kelimelerin ağırlığı
O gece eve döndüğümde defterimi açtım. Kayseri’nin sessizliği camdan içeri sızıyordu. Sokak lambası hâlâ titriyordu. Yazmaya başladım.
“Bugün güldüm ama içim rahatlamadı,” diye yazdım.
Sonra durdum. Kalem elimde ağırlaştı.
İnsan büyüdükçe bazı kelimelerin anlamı değişiyor. “Komik” kelimesi bile artık sadece gülmek değil. İçinde kırgınlık da taşıyor, hatıra da taşıyor, bazen kaybolmuşluk bile taşıyor.
O yüzden tekrar yazdım:
“Komiğin eş anlamlısı nedir? Belki de insanın kendini unutturma şeklidir.”
O an fark ettim ki, ben artık sadece kelimeleri değil, kelimelerin arkasındaki duyguları da yazıyordum.
Bir arkadaş, bir cümle ve kırılan algı
Bir gün eski bir arkadaşım aradı. Uzun zamandır görüşmemiştik. Sesinde eski günlerin rahatlığı vardı.
Bana “Sen eskiden daha neşeliydin” dedi.
Bu cümle içimde garip bir yankı yaptı. Çünkü neşeli olmak, artık bana uzak bir kavram gibi geliyordu.
Gülümsedim telefonda ama o gülümseme içimde tamamlanmadı.
O gece yine aynı soruya döndüm: Komiğin eş anlamlısı nedir?
Belki de insanlar “neşeli” derdi. Ama ben o kelimeyi artık eskisi gibi hissedemiyordum.
Çünkü neşenin içinde bazen zorla saklanan bir kırılganlık vardı.
İçimde kalan son düşünce ve umut
Bunu da Okuyun: Kaan 260s çapa makinesi fiyatları nedir ?
Şimdi geriye dönüp baktığımda şunu daha net görüyorum: Ben aslında “komik” kelimesinin peşinde değildim. Ben, gülmenin içindeki gerçeği anlamaya çalışıyordum.
Kayseri’nin geceleri hâlâ soğuk. Sokaklar hâlâ sessiz. Ama ben artık o sessizliği eskisi gibi boşluk olarak görmüyorum.
Çünkü bazı sessizlikler doludur.
Bazı kahkahalar eksiktir.
Bazı kelimeler ise bir insanın tüm hayatını taşır.
Ve ben hâlâ soruyorum: Komiğin eş anlamlısı nedir?
Belki de cevap tek bir kelime değildir.
Belki de o cevap, bir insanın bir anda gülüp bir anda susmasında gizlidir.
Belki de o cevap, hayal kırıklığıyla umut arasında gidip gelen her anın kendisidir.
Ben artık kelimelere tek bir anlam yüklemiyorum. Çünkü hayat bana şunu öğretti: Her kelimenin içinde başka bir hikâye saklı.
Ve bazen en basit soru, en uzun yolculuğu başlatır.